29 Kasım 2017 Çarşamba

PRAG

Avrupa'nın masalsı şehri
PRAG / PRAGUE / PRAHA
Prag Gezi Yazısı
Geçen yıl Avrupa Hayal Haritam'daki ikinci durağım, tarihi merkezi Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından 1992'den bu yana Dünya Miras Listesi'nde yer alan Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'dı.



Şükür sebeplerinden; ömrümün beş gününü Prag'da yaşadım!


Budapeşte gezimde yaptığım gibi (Prag gezimi de olabildiğince ekonomik hale getirebilmek için) aylar öncesinden uçak biletimi ETS Tur'dan (30 Ekim 2015'de 121 €/389 TL ödedim, gezimi gerçekleştirdiğim günlerde bilet fiyatı yaklaşık 900 TL olmuştu!) , konaklamamı da booking.com'dan satın aldım. Yurt dışı seyahatlerimde ilk defa kullandığım Pegasus'tan memnun kaldım. Belki benim şansımdandı, bilemiyorum, hiçbir sorun/gecikme yaşamadan Ankara → İstanbul (Sabiha Gökçen) → Prag uçuşumu yaptım. Hatta yanımdaki iki koltuk boş olunca epey konforlu bir uçak yolculuğu oldu.



Prag hazırlıkları ve Milan Kundera romanı ile keyifli bir Pegasus uçuşu.

Prag'da merkezde konaklarsanız gezi bütçenizde konaklama için epey yüklü bir miktar ayırmanız gerekiyor. Ben B metrosu (sarı hat) ile kısa sürede merkeze ulaşılabilen Hotel Inturprag'da çok uygun fiyata 4 gece konakladım (kahvaltı dâhil toplam 88.40 €)



Prag gezimin kısa özeti.

Avrupa'nın hemen hemen ortasında yer alan yaklaşık 11 milyon nüfuslu Çek Cumhuriyeti'nin en büyük şehri olan Prag'da 1.3 milyon kişi yaşıyor. İdari olarak 22 bölgeye ayrılmış olan Prag'ın en eski yerleşim yeri olan Old Town Prag 1'de bulunuyor. Şehrin turistik olarak gezilecek yerlerin neredeyse tamamının yer aldığı ve Prag'ın kalbi olarak nitelendirilebilecek 1. bölge kendi içinde eski şehir (Old TownÇekçe: Staré Město), Yahudi mahallesi (Jewish QuarterÇekçe: Josefov), küçük şehir (Little TownÇekçe: Malá Strana), kale bölgesi (Prag CastleÇekçe: Hradčany) ve yeni şehir (New TownÇekçe: Nové Město) olmak üzere beş bölüme (semtlere) ayrılmış durumda.


Prag'ın idari bölgeleri ve Prag 1'in bölümleri/semtleri.

Çek Cumhuriyeti 2004 yılından bu yana Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen kendi para birimi olan Koruna kullanımda (Çek Korunası; CZK). Para birimleri arasında şöyle bir eşitlik var: 1 CZK = 0,14 TL = 0,037 .  Kısaca, cebinizdeki 1 € için yaklaşık 27 CZK alıyorsunuz.

Gitmeden önce Türkiye'de CZK bulup almak pek mümkün değil. Havaalanında ve kentin hemen her yerinde döviz ofisleri var. Döviz bozdurma işlemi sırasında vereceğiniz EURO karşılığında tam olarak ne kadar CZK alacağınızı görevliye onaylatmadan işlem yapmayın! Çoğu döviz ofisinde farklı oranlarda komisyon uygulandığını da hatırlatmak isterim. Bir önemli not daha; hemen her yerde CZK gibi EURO da kullanılıyor (hatta bazı kafe ve restoranlarda ödeme fişinde tutar iki para birimi cinsinden de yazıyor) fakat ödemeyi EURO olarak yaptığınızda biraz daha fazla ödeme yapmış oluyorsunuz! 

Prag'a gitmeden önce şuradan ÇEK Korunası'nı tanımak sahte para tuzağına karşı faydalı olabilir!
Döviz bozdurma ile ilgili bilgiler biraz aşağıda !


İLK YAPILACAKLAR;
HAVALİMANI - ŞEHİR MERKEZİNE ULAŞIM - PRAG KART - ÇEK KORUNASI

Çeklerin yakın tarihinde çok önemli yeri olan, 1989 yılında komünist rejimin yıkılarak yerine bugünkü Çek Cumhuriyeti'nin kurulmasını sağlayan 
kadife devrimin öncüsü olan Václav Havel'in adını taşıyan havalimanı şehrin kalbi olan Prag 1'e yaklaşık 15 km uzaklıkta. Havalimanı ile ilgili bilgiler burada!




Prag Václav Havel Havalimanı'nda pasaport kontrolünden geçip valizinizi aldıktan sonra çıkışa doğru giderken döviz, taksi ve Prag Kart işlemlerini yapabileceğiniz bankolar var. İnternetten satın aldığım 3 günlük Prag Kartım'la, ilk ve son günlerde toplu taşıma için kullanacağım günlük biletlerimi buradaki "visitor centre"den temin ettim. Bankodaki Prag haritasından almayı da unutmayın!


Toplu taşıma için kullanabileceğiniz otobüsler çıkışın ön kısmındaki duraklardan hareket ediyor.

Havalimanının hemen çıkışındaki otobüs duraklarından hareket eden 100 no'lu otobüsle B, 119 no'lu otobüsle de A metrolarına, sonrasında da metro ile şehir merkezine ulaşmak çok kolay. Biletlerinizi havalimanındaki "vistor centre"den alabileceğiniz gibi duraklarda bulunan makinelerden de alabilirsiniz. Biletinizi duraklarda, metro istasyonlarında, otobüs ve tramvaylarda bulunan sarı renkli kutularda (ilk kullanımınızda) geçerli kılmayı (valide etmeyi) unutmayın!

Otelim B (sarı) metro hattındaki Českomoravská istasyonu yakınında olduğundan ben 100 no'lu otobüsle kısa bir yolculuk yaparak Zličín istasyonuna gittim. Burası havalimanından hareket eden 100 no'lu otobüsün son durağı. Buradan B metrosu ile rahat ve kolay bir şekilde otelime ulaştım. Prag metrosunda günün en sakin saatlerinde bile sık aralıklarla tren geliyor. Dakikalarca istasyonda tren beklemek zorunda kalmıyorsunuz. Prag şehir içi ulaşımı ile ilgili tüm bilgilerburada, detaylı şehir içi ulaşım haritası ise şurada!

Havalimanı ile şehir arasında ulaşım sağlayan bir de özel otobüs firması var. Airport Express adı ile hizmet veren firma ile ilgili tüm bilgileri 
burada bulabilirsiniz.

Prag'da (gidiş ve dönüş günlerimin dışında) 3 tam gün geçireceğim ve 
Prag Kart ile pek çok yere ücretsiz giriş yapabileceğim için 3 günlük Prag Kartımı gitmeden önce internetten satın almıştım. Havalimanından çıkmadan önce "visitor centre"den (yanımda götürdüğüm fatura çıktısını göstererek) Prag Kartımı aldım. Prag Kart ile tüm toplu taşıma araçlarında sınırsız kullanım hakkı olduğunu da hatırlatmak isterim. Kartı kullanmaya başlayacağınız tarihi bankoda teslim ederken arkasındaki bölüme yazıyorlar, kart o tarihten itibaren valide edilmiş oluyor. 

Prag'a gittiğinizde yanınızda Dolar ya da (özellikle) EURO olmasını öneriyorum. Türk Lirası'nı Çek Korunası'na çeviren yerler de var ama büyük miktarda zarar edici bir işlem olur. Ben yanımda EURO götürmüştüm ve başlangıç olarak az miktar EURO'yu havalimanındaki dövizcide (Interchange) Çek Korunasına dönüştürdüm.




Tavsiye!
Gişedeki görevliye kaç EURO bozduracağınızı söylüyorsunuz, görevli hesap makinesi ile hesaplama yapıyor sonra hesap makinesinin ekranını size göstererek kaç Koruna vereceğini söylüyor. Kabul ettiğinizde size uzunca bir yazar kasa fişi benzeri bir belge uzatıyor, bu belgede yaptığınız döviz dönüştürme işlemi ile ilgili bir sözleşme var. Bunu imzaladıktan sonra bir kopyasını kendisi alıyor, diğer kopyası ile birlikte Çek Korunalarını size veriyor. Bu anlattığım şekilde işlem yapmayan döviz bürolarının güvenli olmadığını söyleyebilirim. Interchange'in herhangi bir bürosundan işlem yaptığınızda size bir kart veriyorlar, sonraki işlemde bu kartı gösterdiğinizde komisyonda indirim yapıyorlar. 

Prag'a gittiğim (ilk) günün akşamında gezerken, şehrin Staré Město bölgesinde (Old Town meydanına giderken, Kaprova sokağı 6'da) keşfettiğim dövizci komisyon almadan Interchange'e göre daha yüksek kurdan işlem yapıyordu, tavsiye ediyorum. 




PRAG GÜNLÜĞÜ
9 EKİM 2016 PAZAR, İLK GÜN, PRAG'LA TANIŞIYORUM!

Ankara'dan 09.05'de kalkan Pegasus uçağı ile Sabiha Gökçen Havalimanı'na indikten sonra, Mart 2016'daki Budapeşte gezimden farklı olarak yapmam gereken bir işlem vardı; kamu çalışanı olduğum için çalıştığım kurumdan aldığım "yurt dışına çıkmasında sakınca yoktur" ifadesini içeren resmi yazıyı pasaport kontrolü öncesinde (pasaport kontrolünün yapıldığı bölgenin hemen solunda bulunan) Vize İhlal Ofisi'ndeki görevli polis memuruna vermek! Yeşil (Hususi) pasaportum var ve bu pasaporta sahip olmanın bence en güzel tarafı dilediğim an (tabi ki imkânlar dâhilinde!) yurt dışına gidebilmekti. Ülkemizde 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe girişiminden sonra Türkiye'den çıkış yapabilmek için bahsettiğim yazı olmadan yeşil pasaportun hükmü kalmadı. Dilerim bu kolaylık en kısa sürede tekrar uygulamaya koyulur.

İstanbul'dan saat 12.45'de kalkan Pegasus'un Prag uçağı, saat 14.30'da Prag Václav Havel Havalimanı'na indi. Yukarıda anlattığım gibi havalimanında yapmam gerekenleri yaptıktan ve kolayca otelime ulaşıp giriş yaptıktan ve valizimi odama bıraktıktan sonra vakit kaybetmeden Prag'ka ilk tanışmayı yaşamak için kentin merkezindeki Prag'ın tarihi buluşma yeri olan Charles Köprüsü'ne (Çekçe: Karlův Most) gittim.



Prag'a gittiğim ilk günün akşamında yaptığım keyifli yürüyüş sırasında Mánesův Köprüsü'nden Charles Köprüsü'nü fotoğrafladıktan sonra eski şehir meydanına (Old Town Square) 
doğru yürümeye devam ettim.
Özellikle Old Town Square'deki eğlenceli curcunanın içinde olmak, saat 20.00'de (her saat başı yapılan) Astronomik Saat şölenini (saat kulesinin altında toplanmış, çoğunluğu turist olan yüzlerce insanla birlikte) izlemek beni çok mutlu etti. Meydanda satılan Çek sosisi ve birası ile ayaküstü keyifli bir akşam yemeğimi yerken ve meydandaki tarihi yapıları seyrederken kendimi yüzyıllarca geriye gitmiş gibi hissettim. 




Prag'daki ilk akşamımda yürüyüşümü tamamladıktan sonra "İyi ki Prag'a gelmişim" diyerek otelime döndüm ve asıl yarın başlayacak Prag Günleri için dinlenmeye çekildim.

Prag'da büyük bir spor ve eğlence merkezi var; O2 Arena. Kaldığım otele yürüme sadece 3 dakika uzaklıktaki bir merkezde spor karşılaşmaları ve konserler başta olmak üzere değişik aktiviteler gerçekleştiriliyor. Belki de sizin Prag'da olacağınız günlerde O2 Arena'da sevdiğiniz bir ünlünün konseri ya da önemli bir spor olayı olabilir. Gitmeden önce internetsitesine bakmakta fayda var! Ulaşım kolay; sarı (B) metrosundan Českomoravská istasyonunda inin, yukarı çıkın, hemen karşınızda!

O2 Arena 18000 kişilik oturma kapasitesi ile Avrupa'nın önde gelen tesislerinden biri.
Her yıl çok sayıda sportif ve kültürel etkinliğe ev sahipliği yapan kompleks 2004 yılında açılmış.


PRAG GÜNLÜĞÜ
10 EKİM 2016 PAZARTESİ, İKİNCİ GÜN, MALÁ STRANA ve HRADČANY

Yurt dışı gezilerimde en çok sevdiğim anlardan biri; güne, daha önce sabahını yaşamadığım bir dünya kentinde uyanmak oluyor. Bir sonbahar sabahında, hem de gezegenimiz üzerindeki yüz milyonlarca insanın pazartesi sendromu yaşadığı bir gün de bunu yaşamak müthiş keyifliydi. 


Pek çok gezi yazısı ve farklı dokümanlar okuyarak haftalar süren bir çalışma ile hazırladığım Prag gezi planımda bugün, Vltava nehrinin batı tarafında kalan küçük şehir (
Little TownÇekçe: Malá Strana) ve kale bölgesindeki (Prag CastleÇekçe: Hradčany) tarihi ve turistik yerleri gezmek, Prag'ın birbirinde güzel ve en genci 100 yaşında olan binalarının olduğu Nerudova sokağında yürümek vardı.

B Metrosundan Námĕstí Republiky (Cumhuriyet Meydanı) istasyonunda indim. Biraz yürüdükten sonra şehrin hemen hemen tüm önemli noktalarından geçen 22 no'lu tramvay ile kaleye çıkmayı planlamıştım. Eskiden belediye binası (Municipal House, Çekçe: Obecní dům) olarak kullanılmış olan tarihi yapının önünden geçerken, binanın hemen yakınında 
Martin City Tour'un gezi aracının hareket etmek üzere olduğunu gördüm. Prag Kart ile ücretsiz olan bu turla kale bölgesine kadar gitmeyi, giderken de şehri şöyle bir görmeyi düşündüm ve biletimi alarak araca bindim. 



Günümüzde içinde sergi ve konser salonlarının, alışveriş mağazalarının ve muhteşem bir kafenin
(Kavárna Obecní dům) olduğu tarihi belediye binası (Municipal House, Çekçe: Obecní dům

Martin City Tour'un tur aracında Türkçe sesli rehber olması sabahın ilk güzelliği oldu.
Prag Kalesi, yürüyerek çıkması epey güç gerektiren bir tepede. Kaleye yürüyerek ulaşmak yerine, benim yaptığım gibi (Prag Kartınız varsa ücret ödemeden) tur aracı ile ya da 22 no'lu tramvayile gitmenizi öneriyorum. Kaledeki gezinizi tamamladıktan sonra Nerudova sokağından yavaş yavaş aşağıya doğru yürüyerek kentin içine süzülmek müthiş keyifli oluyor. Bu yürüyüş sırasında kaleyi gezerken üzerinizde oluşan yorgunluğu da atmış oluyorsunuz.



Solda; Karl Köprüsü'nün (Charles Bridge/Karlův most) eski şehir tarafındaki kulesinden 
(Old Town Bridge Tower) manzara, ortada; şehir merkezinden ve sağda; 
Petrin Kulesi'nden Prag Kalesi'nin görünümü.

Prag Kalesi girişinden fotoğraflar.

Prag Kalesi girişindeki birbirinden güzel heykelleri izlemeye dalarsanız 
sol taraftaki giriş sırası epey uzayabilir!
Alttaki fotoğraflardan ortada olanda kale ile ilgili temel bilgiler var. Orta çağın son dönemlerine dek Avrupa'da yaygın olarak kullanılmış olan antik Roma kaynaklı rakamlara göre (MDCXIV) yapım yılı 1614 olan kale kapısında Kutsal Roma İmparatoru Matthias'ın adı yazıyor. Prag Kalesi'nin görkemli giriş kapısında ilginç bir hikaye saklı. Kalenin yapımında çalışan işçilere paraları ödenmeyince rakamların önündeki ANO ifadesi ile tarihe kayıt düşmüşler! Şöyle ki; İtalyanca'da yapım yılını ifade etmek için kullanılan sözcük "anno", eğer n harflerinden biri yazılmasa sözcük  (burada olduğu gibi) "ano" oluyor, ano ise sindirim sisteminin son noktası olan anüs anlamında! Anlatılan bu ama bu bir şehir efsanesi de olabilir.

Matthias Gate (Matthias Kapısı) olarak da adlandırılan Prag Kalesi'nin kapısı.



                                                                                                           
Ziyaretçi girişi kale kapısının sol tarafında.
Buradan giriş yaptıktan sonra iki seçeneğiniz var: 
Bilet almadan sınırlı sayıdaki ücretsiz alanlardan geçerek 
şöyle bir kale yürüyüşü yapabilirsiniz 
ya da farklı seçeneklerden oluşan biletlerden birini alarak 
kale kompleksinde bulunan yerlerden dilediğinizi gezebilirsiniz. 




Kale ile ilgili tüm bilgileri resmi internet sitesindebulabilirsiniz! 



PRAG KALESİ'DE GEZİLECEK YERLER

Prag kale kompleksi (abartmıyorum) neredeyse bir tam günde gezilebilecek kadar büyük bir alanda kurulu, çok sayıda gezilecek yeri içeren büyük bir gezi alanı. Dünya’nın en büyük kalelerinden birisi olan Prag Kalesi, Guinness rekorlar kitabına göre (570 metre uzunluğu ve 130 metre genişliği ile) dünyanın en büyük antik kalesidir. Kale içinde yer alan yapılar farklı yüzyıllarda inşa edilmiştir.

Bohemya ve Kutsal Roma İmparatorluğu'nun yönetim merkezi olan kale, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin (o zamanki) Çekoslovakya'yı işgal etmesinin ardından işgal kuvvetlerinin idare merkezi olmuştur. İşgalin sona ermesinden sonra ülkede hüküm süren komünist idarenin yönetim merkezi olan kalenin bir bölümü günümüzde Çek Cumhuriyeti'nin Devlet Başkanlığı Sarayı olarak kullanılmaktadır.


Kale alanına giriş yaptıktan sonra 2. avluda bulunan bilet ofisinden bilet alabilirsiniz. Prag Kart ile bilet seçeneklerinden biri olan B Turu ücretsiz olduğundan ve bu turun kapsamında kalede görülebilecek yerlerden en temel olanları (Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Bazilikası, Altın Yol ve Aziz Vitus Katedrali)  olduğundan ben bu turun biletini (Prag Kart ile ücretsiz olarak) aldım ve 3. avluya geçtim.



Prag Kalesi krokisi.

Aziz Vitus Katedrali (Katedrála svatého Víta)
İkinci ve üçüncü avluların arasında birkaç metrelik (Mardin'deki abbaraların benzeri) bir tünel görünümünde geçiş var. Bu geçişin bitiminde karşınıza devasa büyüklükte bir yapı olan Aziz Vitus Katedrali'nin ziyaretçi girişinin olduğu cephesi çıkıyor. 



Aziz Vitus Katedrali'nin (ziyaretçi girişinin yapıldığı) batı cephesi ve muhteşem detaylar.

Üçüncü avludan katedralin güney cephesinin görüntüleri. Bilet alarak kuleye çıkmak mümkün.
Aziz Vitus Katedralinin inşasının tamamlanması yaklaşık olarak altı yüzyıl sürmüştür. Yukarıdaki fotoğraflarda görünen güney cephedeki Altın Kapı (yapının asıl giriş kapısıdır) 1370'li yıllarda yapılmıştır. Katedral ile ilgili bilgileri şurada bulabilirsiniz.

Aziz Vitus Katedrali'nin içini saatlerce gezebilirsiniz. 

Her yer obje, her yer tarih, her yer sanat dolu!

Aziz Vitus Katedrali'ndeki vitraylar büyüleyici.

Fotoğraf çekmeyi sevenler için katedral içinde sonsuz sayıda konu var!

Aziz George Bazilikası (Bazilika svatého Jiří)
Prag Kalesi’nin önemli bölümlerinden biri ve kale kompleksindeki en eski kilise olan Aziz George Bazilikası, MS 920 yılında inşa edilmiştir. Bohemya dükü Vratislaus'un yaptırdığı bazilika içerisinde en dikkat çekici kısım ilk Hristiyan kadın şehidi olarak bilinen Azize Ludmila Şapeli’dir. Bazilika günümüzde dini amaçlar yerine tarihi kalıntı ve eserleri sergilemek için kullanılmaktadır.
Aziz George Bazilikası ve içindeki Azize Ludmila Şapeli.

Altın Yol (Zlatá ulička)

Prag kale kompleksinde yer alan ve adını 17. yüzyılda buradaki birbirinden güzel ve şirin evlerde yaşamış olan kuyumculardan almış tarihi sokak. Yaklaşık 200 m uzunluğundaki sokağa giriş biletli. Sokak başındaki turnikelere biletinizi okuttuktan hemen sonra köşeyi döner dönmez kendinizi birbirinden güzel, renkli, şirin evlerle dolu masalsı bir dünyada buluyorsunuz.
Altın Yol'un girişi ve birbirinden güzel evlerin bulunduğu tarihi sokak.
Ortadaki fotoğraftaki 22 no'lu mavi renkli olanı Kafka'nın iki yıl yaşadığı ev.


Günümüzde çoğunun hediyelik eşya mağazası veya sanat galerisi olarak kullanıldığı evlerden 22 no'lu olanı Praglı yazar Kafka ile anılıyor. Kafka, 1916-17 arasında yaklaşık iki yıl bu küçük mavi evde yaşamış. Sırası gelmişken meraklısı için nefis bir Kafka yazısı şurada!

Hani şiirinde der ya Ataol Behramoğlu "insansaatlerce bakabilir gökyüzüne" diye,
işte bu şirin evleri de saatlerce izlemek ve hayal kurmak mümkün.

Her biri ayrı güzelliğe olduğu kadar ayrı bir kimliğe de sahip olan Altın Yol evleri.

Altın Yol'da gezerken kendimi zaman zaman Şirinler'in köyünde gibi hissettim!

Altın Yol, No: 14, Prag!

Altın Yol'daki önemli evlerden biri 12 no'lu olanı. İkinci Dünya Savaşı sırasında yasaklanan çok sayıda film ve belgesel Amatör film tarihçisi Josef Kazda tarafından bu evde saklanmıştır. Ev, Kazda ve arkadaşları tarafından uzun yıllar, filmlerin izlendiği ve filmler üzerine tartışmaların yapıldığı buluşma mekanı olarak kullanılmıştır.
Altın Yol 12 no'da evdeki küçük bir bölümde ziyaretçiler yıllanmış film ve belgeselleri izleyebiliyor.
Prag Kalesi içinde yer alan gezilecek yerlerden benim tercih ettiklerim bunlardı. Zamanınız çoksa A Turu bileti almanızı ve kale kompleksi içindeki tüm yerleri görmenizi öneriyorum. Prag Kalesi'nde ayrılmadan önce Prag'a gitmeden önce planını yaptığım bir şeyi yaşamak için kaledeki Lobkowicz Sarayı'nın (Lobkowicz Palace/Lobkowický palác) kafesine girdim ve Prag manzarasına karşı nefis bir domates çorbası içtim.


Prag Kalesi'ni gezerken Lobkowicz Sarayı'nın kafesinde domates çorbası molasını öneriyorum.
Nefis çorba 95 CZK (yaklaşık 13 TL), Prag manzarası ücretsiz!
Prag Kale gezim yaklaşık dört saat sürdü. Sırada bekleyen yerler olmasa (ya da daha doğrusu Prag'da günlerce kalma olanağım olsa) kesinlikle burada bir tam gün gezerdim. Prag Kalesi'nin doğu kapısından (giriş kapısının tam aksi yönünden) çıktıktan sonra kalenin çevresindeki bahçede yürüdüm ve giriş yaptığım tarafa gelerek oradan Nerudova sokağına geçtim. Bu sokak, gerek canlılığı gerekse muhteşem güzellikteki tarihi binaları ile Prag'da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Nerudova sokağı boyunca boynum ve gözlerim güzelim binaları görmek için sürekli yukarıya bakar durumdaydı. 

Çoğu 300 yılı aşkın süredir yaşayan bu birbirinden güzel binaların son derece estetik kaygılarla inşa edildikleri ortada. Parke taşı ile döşeli yolun ve bu yolun iki kenarına yine küçük taşların inci gibi dizilmesi ile yapılmış kaldırımların iki yanını süsleyen binaların her biri ayrı bir tarihe ve kimliğe sahip. Genellikle binayı yaptıran kişinin mesleği ve sosyal statüsü ile ilişkili sembollerle süslenmiş Nerudova sokağı binaları ile sizleri baş başa bırakıyorum.


Adını 19. yüzyılda yaşamış olan Çek yazar Jan Neruda'dan alan sokakta çok sayıda güzel bina var.

Birbirinden güzel semboller binalara numara verilmeden önceki yıllarda binaları tanımlıyormuş.

Sokakta yürürken evin sahibinin mesleğini de gösteren sembolleri kaçırmayın!

Prag Kalesi'ne yürüyerek çıkmak için en iyi rota bu güzel sokak. 

Nerudova Sokağı adeta açık hava resim galerisi gibi.

Hazır Nerudova sokağından bahsetmişken Prag'daki tarihi yerlerdeki yollarda asfalt kullanılmadığını belirtmek istiyorum. Ben asfaltın ülkemizdeki belediyeler için kolaya kaçmak ve zevksizlik olduğunu düşünüyorum. İşte size Prag'da bir yol ve kaldırım fotoğrafı:


Malá Strana'da bir sokak; araç yolu parke taşlarla döşeli, kaldırımlar da ise ayrı bir işçilik ve estetik var. Kaldırım yüksekliği en çok 1-2 cm, yol ile birleşme yerlerinde neredeyse sıfır. Kaldırım kenarına sarı çizgi ile çekilmiş şeridi ihlal eden araç yok. Aynı bizim ülkemizdeki gibi!

Saat öğleyi geçiyordu, şimdi sırada yine Prag'a gelmeden önce mutlaka gitmeliyim dediğim yerlerden biri olan Vítĕzná 124/5'de yer alan Kafe Savoy'da (Cafe Savoy) bir kahve molası vermek vardı. Vltava nehrine paralel sokaklarda yürüyerek bu güzel ve tarihi kafenin kapısın açtım, nezih ortama adımımı attım; çok güzel bir andı! Kafe Savoy 1893 yılında Prag'da kurulmuş Fransız tarzı kafelerden biri. Masada siparişlerimi beklerken yüksek tavanlı yapıyı incelemek, tavan detayları ile yıllar öncesine gitmek keyifliydi. 



Kafe Savoy'da seçimlerim tarihi mekanın adının verildiği kahve ve elmalı pasta oldu;
cafe au lait Savoy (85 CZK) ve Jablečn
ý závin Savoy (98 CZK).

Prag'daki ilk kahve molamdan sonra Nâzım'ın martılara ekmek attığı Lejyonerler Köprüsü'den (Legion Bridge/Most Legií) geçerek Smetanovo yolu(Smetanovo nábřeží) boyunca fotoğraf çekerek Charles köprüsüne  doğru yürüdüm ve köprünün eski şehir tarafındaki kulesine (Old Town Bridge Tower/Staroměstská mostecká věž) çıktım. Bu arada, Prag ve Nâzım'la ilgili "Prag’da Nâzım Hikmet’in izinde" başlıklı yazıyı okumanızı öneriyorum.


Smetanovo yolu (Smetanovo nábřeží) boyunca yürürken önde Vltava nehrinin olduğu
çok güzel Prag fotoğrafları karşınıza çıkıyor. 

Soldaki fotoğrafta Prag'ın şifresi var! Sağdaki fotoğrafta ise Charles Köprüsü'nün eski şehir kısmındaki kule görünüyor (The Old Town Bridge Tower/Staroměstská mostecká věž).
Charles Köprüsü'nün (iki ucunda) eski şehir (Old Town/Staré Město) kısmında (The Old Town Bridge Tower/Staroměstská mostecká věž) ve küçük şehir (Malá Strana) kısmında (The Lesser Town Bridge Tower/Malostranské mostecké věže) olmak üzere iki kulesi var. İkisine de (bilet alarak) çıkmak ve özellikle köprüyü ve yakın çevresini yukarıdan seyretmek mümkün. Ben eski şehir kısmındaki kuleyi tercih ettim. Kulenin giriş kapısından sonra merdivenlerden birkaç kat yukarıya çıkıyorsunuz. Buradaki ofisten biletinizi aldıktan sonra yukarıya doğru merdiven çıkmaya devam ediyorsunuz. Prag Kart ile indirimli alabileceğiniz bilet bilgileri için şuraya bakabilirsiniz.


Eski şehir (Old Town) kısmındaki kule (The Old Town Bridge Tower/Staroměstská mostecká věž).
Soldaki fotoğrafı Prag Kalesi'nden, sağdakini ise bot turu sırasında çektim. 

Eski şehir (Old Town) kısmındaki kuleden (The Old Town Bridge Tower) yakın çevre.


Eski şehir (Old Town) kısmındaki kuleden Charles Köprüsü'nün Old Town tarafındaki giriş kısmı.

Tarihi Charles Köprüsü üzerinde yürümek, zaman zaman durup şehri, 
bazen de insanları seyretmek çok güzeldi.

Orta Avrupa'daki gezilesi ve görülesi dünya kentlerinden biri olan Prag'da ikinci akşamımı yaşıyordum. Prag Kalesi, Nerudova Sokağı, Kafe Savoy derken kuleden indikten sonra köprü üzerinde keyifle gezdim. Karnım iyice acıkmaya başladığında, ilk akşam yemeği planımı hayat geçirmek üzere eski şehir meydanı yakınlarındaki UDvou Sester isimli restorana doğru yürümeye başladım. Prag'ın özellikle eski şehir (Staré Město) tarafındaki sokakları adeta örümcek ağı gibi iç içe geçmiş durumda. Elimde harita olmasına rağmen Melantrichova 471/10adresindeki U Dvou Sester'i bulmak kolay olmadı. 


Prag'daki binalar hem eski hem de yeni numaraları ile gösteriliyor. Bu durum gerçekte de böyle (binalarda iki numara da yazılı) Google Maps'te de. Yani Melantrichova 471/10 denildiğinde aklınıza Melantrichova Sokağı'ndaki 471 no'lu binadaki 10 no'lu yer gelmesin! Melantrichova Sokağı'ndaki 471 ile 10 no'lu bina aynı bina! 👀

Prag'daki bina numaralarını Nerudova Sokağı'dan bir örnekle açıklayalım!
Soldaki görsel Google Maps'ten, sağdaki fotoğraf ise bana ait.

U Dvou Sester (iki kız kardeş) sadece yemek için değil, sokaktan geçenleri ve içerideki objeleri seyrederek keyifle vakit geçirilebilecek kadar hoş ve huzurlu bir yer. 
Melantrichova 471/10'daki U Dvou Sester'da bir yemek molasını kesinlikle öneriyorum! 

Ben burada ev yapımı (nefisti, sıcacıktı) ekmeğin içinde servis edilen Gulaş çorbasını keyifle kaşıkladım. Adı çorba ama içeriği ve kıvamı ile bildiğiniz sulu et yemeği. Çorbanın ıslattığı ekmeği, önce iç kısmını sonra da geriye kalanını yemek de güzeldi. Çorbanın yanına ünlü Çek biralarından biri olan Staropramen'in filtre edilmemişinden aldım, o da nefisti.




U Dvou Sester fiyat bilgisi veriyorum: Ev yapımı ekmek içinde servis edilen Gulaş çorbası (Goulash soup served in homemade bread) 130 CZK; 0.5 L filtre edilmemiş Çek birası (Staropramen unfiltered) 59 CZK.


PRAG GÜNLÜĞÜ
11 EKİM 2016 SALI, ÜÇÜNCÜ GÜN, MALÁ STRANA, POHOŘELEC ve NOVÉ MĔSTO

Prag'daki üçüncü günüm en çok yere gittiğim ve en çok yürüdüğüm gün oldu. Aşağıdaki kroki üzerinde işaretlediğim noktalardaki duraklarımı sıralayıp, anlatmaya ve fotoğraflarımı paylaşmaya geçeceğim.

Sabah erkenden yeşil hat olan A metrosu ile başlangıç noktası olarak belirlediğim Malostranské durağına gittim ve sırası ile (gün boyunca) şunları yaşadım:
1: Wallenstein Sarayı (Valdštejnský palác), Aziz Nicholas Kilisesi (Kostel svatého Mikuláše), Kafka Müzesi.
2: Kampa adası, kahve molası, John Lennon duvarı, Kampa Bebekleri.
3: Strahov Manastırı (Strahovský klášter), aynalarla eğlence, Petrin Kulesi.
4: Nâzım'la Kafe Slavia'da buluşma, dans eden evler.
5: Kimine göre sadece bir duvar, bana göre Prag'ın yakın tarihine kısa bir yolculuk.
6: Ve eğlenceli bir ortamda güzel bir akşam yemeği.





Wallenstein Sarayı (Valdštejnský palác); Barok mimarisinin güzel bir örneği olan 400 yıllık bir yapı, kendisi olduğu kadar güzel bahçesi ile de ilgi çekiyor. Saray kompleksinde Çek Cumhuriyeti Parlamento Binası da (SENETA) yer alıyor. Ben fazla zamanım olmadığından sadece bahçede küçük bir tur attım. 


Wallenstein Sarayı (Valdštejnský palác) bahçesindeki heykellerden birkaçı.

Aziz Nicholas Kilisesi (Kostel svatého Mikuláše)Prag'ın iki yakasında iki tane Aziz Nicholas Kilisesi (St. Nicholas Church) var. Biri eski şehir meydanında (Old Town), diğeri de Malá Strana'da (benim çok sevdiğim küçük Malostranské meydanında) yer alıyor. Wallenstein Sarayı'ndan Malostranské meydanına eski Prag sokaklarında keyifle yürüyerek ulaştım. Kilisenin giriş kapısı meydanın arka tarafında yer alıyor. Kapıda giriş ücreti olarak 70 CZK ödeyerek biletimi aldım ve içeriye girdim. Çek Cumhuriyeti Avrupa Birliği üyeleri arasında Estonya'dan sonra en çok dini inancı olmayan nüfusa sahip. Ülkenin yaklaşık %60'ının herhangi bir dini inancı yok. Bu nedenle günümüzde pek çok kilise ve manastır konser/sergi salonu veya müze olarak kullanılıyor. Kilisenin internet sitesinden konser programlarını öğrenmek mümkün. 

Malá Strana sokaklarından fotoğraflar; 1) Charles Köprüsü'nün Malá Strana'daki girişi, 2) Karmelitská sokağı, 3) Thunovská sokağı, 4) Thunovská sokağında "askıdaki ev".

Prag’ın en önemli ve en ünlü barok tarzı kilisesi olan Malá Strana'daki Aziz Nicholas kilisesinin
içindeki sütunlar azizlerin heykelleri ile süslenmiş .
 

Yurt dışı gezilerimde beni en çok etkileyen kilise bu oldu. Muhteşem sütunları, devasa bir tablo niteliğindeki tavanı ve kubbesi ve birbirinden ilginç müzik aletleri ile Malá Strana'daki Aziz Nicholas kilisesinin Prag'da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Malá Strana'daki Aziz Nicholas kilisesinin tavan süslemeleri.

Kiliseden çıktıktan sonra Charles Köprüsü'ne doğru yürüdüm. Önce Kafka Müzesi'ne ardından da ters yönde -Kampa adası'na doğru- yürüyerek köprünün altından geçip (tarihi köprünün yüzlerce yıllık taş bloklarına dokunarak) Kampa adası denilen bölgeye gittim. 

Prag'a gitmeden önce okuduğum gezi yazılarında 
Kafka Müzesi'nde görülecek fazla bir şey olmadığını ama bahçesindeki heykelin epey ilginç olduğunu öğrenmiştim. Bu nedenle müzeye girmedim, bahçesindeki gerçekten ilgi çekici heykel grubunu fotoğrafladıktan sonra gezi planımdaki rotama (yukarıda verdiğim krokideki 2 no'lu yere doğru) devam ettim.

Kafka Müzesi'ne giderken 
U Lužického semináře 100/24'de belki de dünyanın en dar sokağı var. Sokak o kadar dar ki karşılıklı iki insanın geçişi mümkün olmadığından iki ucuna trafik ışığı koyulmuş! Ben gittiğimde sokağın girişi demir parmaklıkla kapatılmıştı.

U Lužického semináře 100/24'deki dar sokak ve Cihelná 635/2b'deki 
Kafka Müzesi'nin bahçesindeki heykel grubu.


Dünyaca ünlü Çek heykeltıraş David Černý tarafından 2004 yılında yapılan "İşeyenler" (Piss Sculpture) adlı bronz heykel grubunun nasıl çalıştığını şurada izleyebilirsiniz. 

Sırada Kampa adasında gezmek ve görmek için not aldığım iki yer vardı; John Lennon Duvarıve Kampa Bebekleri


Köprüyü geçtikten kısa bir süre sonra sol tarafta (Vltava nehri kenarında) bir kafe gördüm. Yurt dışı gezilerimde kahve molaları ve akşam yemekleri için, internetten geniş çaplı araştırma yaptıktan sonra (bu konuda Tripadvisor'daki yorum ve fotoğraflar çok işime yarıyor) belirlediğim mekanlara yer veriyorum. Bu defa planın dışına çıkarak gözüme hoş görünen Na Kampě 509/14 adresindeki 
Gotika kafede mola verdim ve memnun kaldım (cafe latte 120 CZK). Prag'da Kampa adasına gittiğinizde burada mola vermenizi, mevsim uygunsa nehir kenarındaki bahçesinde oturmanızı öneriyorum.



Kampa adasında gezerken keyifli bir mola yeri; Gotika kafe!
Prag'ın bu bölgesinde Vltava nehri sokak aralarına girmiş, kentin içine sokulmuş durumda. Vltava nehrinden kanala giren su nehre paralel olan ve 12. yy.'da yapıldığı tahmin edilen 900 m uzunluğundaki Čertovka kanalından akarak tekrar Vltava nehrine kavuşuyor. Kanal Little Prague Venice adı ile de biliniyor.

Gotika kafeden çıkıp John Lennon Duvarı'na giderken gördüğüm kanal kenarındaki evler

Kampa adasında görülmesi gereken ve Prag'ın kent kimliğinde kendine yer edinmiş olan yerlerden biri de Lennon Duvarı (The Lennon Wall/John Lennon Wall). The Beatles grubunun efsanevi üyesi John Lennon'un 1980 yılında ölümünün ardından, o günden beri Lennon'un anısına grafiti, resim, slogan ve şiirlerle anıtlaştırılan bu duvar barış ve sevgiyi temsil etmektedir. Lennon Duvarı'nda çektiğim fotoğraflara geçmeden önce efsane şarkı "imagine" dinlemenin zamandır diye düşünüyorum. 

Kampa adasındaki Lennon Duvarı.

Prag'a giderken benim gibi yanınızda uygun kalem (ya da sprey boya) götürürseniz 
Lennon Duvarı'nda siz de izinizi bırakabilirsiniz! 😉

John Lennon Duvarı'ndan sonra Kampa adasındaki yürüyüşüme Vltava nehri kenarından devam ettim ve aşağıdaki fotoğrafları çektikten sonra Prag'ın bir başka ilginç heykel grubunun olduğu yere ulaştım.

Prag'a giderseniz mutlaka Kampa adasında Vltava nehri boyunca şehri seyrederek yürüyün!

İlk olarak 1994 yılında Chicago Modern Sanatlar Müzesi'nde tanıtılan heykel grubu, Amerika'nın farklı şehirleri ve Londra da dâhil bir çok şehirde sergilenmiş. Günümüzde "Kampa Bebekleri"olarak bilinen heykel grubu 1995 yılından beri Kampa adasında bulunmaktadır.  Prag sokaklarında gezerken Old Town tarafındaki bir sokakta Černý'ye ait bir ilginç heykel daha gördüm; bir binanın dikey yağmur (oluk) borusuna yapılmış bir embriyo heykeli! Bunun fotoğrafını yazının ilerleyen bölümlerinde göreceksiniz. David Černý tarafından Prag'ın farklı yerlerinde yapılmış heykeller hakkında şurada güzel bir yazı var!

Prag'ın pek çok yerindeki heykelleri ile kent kimliğine artı değer katmış olan David Černý tarafından yapılmış olan "Kampa Bebekleri" adlı heykel grubu 
Kampa Müzesi'nin yanında yer alıyor. 


Kampa adasından çıktıktan sonra Strahov Kütüphanesi'ni dünya gözü ile görmek için Vítězná sokağındaki duraktan 22 no'lu tramvaya bindim ve Pohořolec durağında indim. Kütüphanenin öğle tatilinde kapalı olduğunu gitmeden önce internetten öğrendiğim için tramvaydan indikten sonra bir süre Pohořolec sokağında dolaştım. Eğer kedi sever biriyseniz burada tam size göre sevimli bir galeri var; Kvetiny U Elisky Mnau Galerie. Soldaki krokide tam kedinin kuyruğunun ucuna denk gelen gelen yerdeki(Pohořolec 110/26) bulunan çoğu kedi desenli çeşit çeşit obje satılıyor. 

Pohořolec 110/26'da bulunan Kvetiny U Elisky Mnau Galerie.
Strahov Kütüphanesi Strahov Manastırı kompleksi içinde yer alıyor. Giriş ücreti 100 CZK, fotoğraf çekmek isterseniz 50 CZK daha ödeyerek sarı bir etiket almak ve içeride olduğunuz sürece kıyafetinizin görünür bir yerine yapıştırmak zorundasınız. Dünyanın ne ünlü kütüphanelerinden ikisinin yer aldığı yapının tarihi 1143 yılına dayanıyor. Çek Cumhuriyeti'nin en büyük manastır kütüphanesi olan ve yaklaşık 800 yıllık geçmişe sahip yapıda birbirinden muhteşem iki salon var; Felsefe Salonu (The Philosophical Hall) ve Teoloji Salonu (The Theological Hall). Harika Barok tavan süslemeleri ile insanı başka dünyalara götüren salonlara ziyaretçi girişi yasak; sadece salonların kapılarından izlemenize izin var. Benim için bu iki salonun kapısından dakikalarca bakabilmek, o salonların havasını soluyabilmek şükür sebeplerimdendir.


Dekorasyon ve süslemelerin 1720'lere dayandığı ve 18000'den fazla cilt kitabın bulunduğu 
Teoloji Salonu (solda); Avusturyalı ressam Anton Maulbertsch'ın 1794 yılında altı aydan 
fazla sürede yaptığı ("insanlığın ruhsal gelişimi" konulu) tavan süslemeleri  ve 42000'den 
fazla cilt kitabı ile Felsefe Salonu (ortada). 
Strahov Kütüphanesi'nden çıktıktan sonra yürüyerek (şöyle yürüdüm!) Petrin Kulesi'ne gittim. Prag'da olduğum günlerde şehirden Petrin Kulesi'ne çıkan füniküler bakım nedeniyle çalışmadığından kütüphaneye gitmek için yukarıda anlattığım yolu (tramvay ile ulaşım) tercih ettim. 


1) Strahov Kütüphanesi'nin bulunduğu manastır alanının girişi, 2) manastır bahçesinde Petrin Kulesi'ne ve fünikülere gidişi gösteren yön levhası, 3) Strahov manastır alanı ile Petrin arasında yürümek çok keyifli, 4) Petrin Kulesi.
Eğer füniküler çalışsaydı tercihim şöyle olurdu: Újezd caddesi üzerindeki istasyondan fünikülere binip Petrin'e çıkar, oradan yürüyerek Strahov'a geçerdim. Strahov'dan sonra da Pohořolec sokağından yürüyerek (Úvoz sokağı üzerinden) Nerudova sokağına kavuşur ve oradan da Charles Köprüsü'ne kadar yürürdüm. Buradan tramvayla önceki krokide 4 ile işaretlediğim yere giderek günün kalanını tamamlardım. Bu bilgiyi; Petrin Kulesi'ne ve Strahov Kütüphanesi'ne 22 no'lu tramvay dışında farklı ulaşım seçeneği de olduğunu (füniküler) belirtmek ve hangisi sizin için uygunsa ona göre plan yapabilmeniz için verdim. Prag'a gitmeden önce fünikülerin çalışma durumunu şuradan kontrol etmenizi öneriyorum.


Yurt dışı gezilerimde, şehrin yapısını biraz olsun daha iyi algılayabilmek için kentlere yüksekten bakmayı seviyorum. Prag'a da Charles Köprüsü'nün eski şehir tarafındaki kulesinden sonra bu defa (tamamen ters yönden) Petrin Kulesi'nden (Petřínská rozhledna) baktım. Kuleye çıkmak için iki seçenek var; ya onlarca basamağı tırmanmak ya da asansör. Basamakları kullanarak çıkmak da ücretli ama asansörden daha ucuz; tüm bilgiler 
şurada! Ben Prag Kart ile ücretsiz olarak kuleye giriş yaptım ve asansör için 60 CZK ödedim.

Petrin Kulesi'den Prag manzaraları.

Petrin Kulesi'nin birkaç yüz metre uzağında içinde büyük bir aynalı salonun (
aynalı labirent) ve insanı şekilden şekle sokan aynaların olduğu bir yer var; Zrcadlové bludiště na Petříně (The Mirror Maze on Petřín Hill). Prag Kart ile giriş ücretsiz olunca şehre doğru yürümeye başlamadan önce şöyle bir girdim, biraz eğlendim ve fazla kalmadan çıktım. Nasıl bir yer olduğu konusunda fikir vermesi için çok kısa video şurada

Petrin tepesinde kulenin hemen yakınında yer alan Zrcadlové bludiště na Petříně (The Mirror Maze on Petřín Hill) kısa bir eğlence molası için uğranılabilecek bir yer.

Buradan çıktıktan sonra kendimi ormanlık diyebileceğim bir alana bıraktım. Baktım aşağıya (şehir yönünde) bir yol var, başladım 
yürümeye. Ağaçların arasında kıvrılarak devam eden yolun sonunda yukarıda bahsettiğim fünikülerin Újezd caddesi üzerindeki istasyonuna ulaştım. Oradan, dün keyifli dakikalar yaşadığım Café Savoy'a bir selam vererek Most Legií (Lejyonerler) köprüsüne ulaştım. Köprüde verdiğim kısa fotoğraf molasının ardından köprünün Smetanovo yoluayağında bulunan Slavia Kafe'ye gittim. Slavia Kafe'nin karşı köşesinde Prag'ın ünlü yapılarından biri olan Ulusal Tiyatro Binası (Národní divadlo Prague/National Theatre) var. Ben gitmedim ama Prag'dayken bir oyuna ya da operaya gitmek isteyenler için biletler şurada!

Most Legií (Lejyonerler) köprüsünde fotoğraf molası. Alt ortada görünen yapı Ulusal Tiyatro Binası (Národní divadlo Prague/National Theatre), alt sağda ise Slavia Kafe (Kavárna Slavia).

Prag'a gitmeden önce hayalini kurduğum bir andı; Nâzım'ın defalarca gittiği "Slavia Kahvesi"nin (Kavárna Slavia)
 kapısını açmak ve o ortama girmek, orada (giderken yanımda götürdüğüm bir şiir kitabından) Nâzım dizeleri okumak. İşte bu da bir başka şükür sebebi oldu benim için.


Prag'da yaşanabilecek en güzel ve anlamlı anlardan biri Nâzım'la Slavia Kahvesi'nde buluşmaktı!


O'nun deyişi ile "Slavia Kahvesi"nde okuduğum Nâzım dizeleri:

"kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir 
                                                            ben ayrılıkların 
 kimi insan ezbere sayar yıldızların adını 

                                        ben hasretlerin"


Slavia Kafe gerek Nâzım'ı hissettirmesi gerekse nezih ortamı ile saatlerce oturulabilecek bir sosyal mekan. Girişte başlayan ana salonun ucunda sağa döndüğünüzde tam karşıdaki duvarda ünlü Çek ressam Viktor Oliva'nın "Absinthe Drinker" (Piják absintu) isimli yağlı boya tablosu sizi karşılıyor. Yazımın başlangıç bölümünde verdiğim bir linki tekrar etmek istiyorum; burada bu tablo ile ilgili güzel bir yorum var!



Eski şehir (Staré Město) bölgesinde Jilská 7'de yer alan Absintherieré. 

Absinthe'in nasıl bir içki olduğunu merak edenler için burada detaylı bilgi var. Prag'da absinthe içmek isteyenler için de popüler adres şurada. Slavia Kafe'deki molamda bir taşla iki kuş vurayım dedim ve mekanın adı ile servis edilen Verde Slavia (absinthe ile süslenmiş kahve) içtim (95 CZK). Bir tür latte olan Verde Slavia'nın üst bölümündeki yeşil absinthe rengi göze hoş görünüyor ve o kadarcık miktarı dahi çok az da olsa kafayı güzel yapıyor. 😇
Slavia Kafe'nin salonu ve "Absinthe Drinker" adlı ünlü tablo.


Bu güzel moladan sonra Masarykovo nábřeží boyunca sanat eseri görünümündeki binaları fotoğraflayarak, yakın geçmişte kent dokusuna dâhil olmuş Prag'ın ilgi çekici binalarından biri olan Dans Eden Evler'e (The Dancing House/Tančící dům) ulaştım.


Prag'ın pek çok yerinde birbirinden güzel ve estetik tarihi binalar var.
Bu binalara en çok rastlanan yerlerden biri de Masarykovo nábřeží.

Bilinen adı ile Dans Eden Ev (Tančící dům) geleneksel mimari akımlara uygun olmayan ve Prag'ın tarihi dokusunda aykırılık yaratan tasarımı ile inşaatın onaylanmasından itibaren tartışmalara neden olmuş. Hollanda kökenli bir sigorta şirketi tarafından yaptırılan ve günümüzde içinde ofislerin, terasında da bir restoranın bulunduğu bina Prag'ın The New Town (Nové Město) denilen bölgesinde  Rašínovo nábřeží 1981/80 adresinde. Şu an binanın olduğu yerdeki yapı 1945'teki bombardıman sırasında yıkılmış ve alan 1992 yılında bu ilginç yapının inşaatının başlamasına kadar boş kalmış. Çek mimar Vlado Milunić’in Kanada kökenli Amerikalı mimar Frank Gehry ile birlikte gerçekleştirilen inşaat 1996 yılında tamamlanmış.


Amerikalı dansçılar Fred Astaire ve Ginger Rogers’a adandığı ve dans eden bir çifti sembolize ettiği için "Fred and Ginger" olarak adlandırılan bu yapı bölgede yaygın olan Barok, Gotik ve Art Nouveau binalar arasında hemen dikkati çekiyor. 

Evet, Prag'da dolu dolu yaşadığım üçüncü günün sonuna yaklaşıyordum. Bugün için gitmek, görmek ve fotoğraflamak istediğim tek yer kalmıştı. Bunun için Dans Eden Ev'in bulunduğu yerden yukarıya doğru yürümeye başladım. Baktım hava kararmaya yüz tutuyor hemen ilk gelen tramvaya bindim ve Pavlova durağında indikten sonra Legerova 1607/63 adresindeki benim için anlamlı olan duvarı aramaya başladım ve buldum!

Bu duvarda resimleri ve ölüm tarihleri olanlardan Prag Ünivsersitesi'nde felsefe öğrencisi olan Jan Palach 1968'de Varşova Paktı'nın Çekoslovakya'yı işgalini protesto etmek için 16 Ocak 1969'da Wenceslas (Vaclav) Meydanı'ndaki  Aziz Wenceslas Heykeli'nin önünde kendini yakmış ve hastanede geçen üç günün ardından 19 Ocak 1969 tarihinde ölmüştür. Bir din adamı olan Josef Toufar ise komünist rejim tarafından cezaevinde yapılan işkenceler sonunda 25 Şubat 1950'de ölmüştür. Günümüzde Çek Cumhuriyeti'nde pek çok yere bu iki insanın isimleri verilmiştir.

Prag'daki Legerova sokağındaki 1607/63 no'lu bina adeta bir tarih kitabının sayfası gibi.
Gezimin sonraki gününde eski şehir bölgesinde gezerken, bir duvarda Jan Palach'ın rölyefini görünce tanıdık birine rastlamış gibi sevindim (sağdaki fotoğraf).

Ve günün finalini yapmak üzere buradan Křemencova 1651/11'e yürüyerek tarihi Çek restoranlarından biri olan U Fleků'ya gittim. Bir aile işletmesi olarak 1499'da kurulmuş olan restoranda çok keyifli bir ortam var. Prag'ın en eski bira fabrikası olarak bilinen işletmenin 500 yıllık tarihi binasında olmak bile başlı başına bir özel duyguydu benim için. 

Mevsim uygun olduğunda kullanılan bahçesinin yanı sıra tam sekiz ayrı odada aynı anda hizmet veriliyor. Ellerinde yerel (kendi üretimleri olan) bira bardakları ile dolu tepsilerle dolaşan garsonları, keyifle sohbet eden ya da kendi dünyasında dalgın dalgın etrafı seyreden müşterileri ve akordiyondan ortama yayılan Çek müzikleri ile bence Prag'da kesinlikle gidilmesi gereken yemek/bira mekanlarından biri. Ortamı size yaşatabilmek için kısa bir video çektim.

Prag'da dolu dolu yaşadığım üçüncü günümü U Fleků'daki akşam yemeği ile taçlandırdım.


PRAG GÜNLÜĞÜ
12 EKİM 2016 ÇARŞAMBA, DÖRDÜNCÜ GÜN, STARÉ MĔSTO


Prag'daki dördüncü günümün tamamını eskişehir bölgesinde (Staré Město) geçirdim. 

Günün önemli durakları ve aktiviteleri; 

1) Klementinum, 2) Yahudi mahallesi, 3) Bedřich Smetany Müzesi, 4) Old Town, Astronomik Saat ve 5) Vltava nehrinde bot turu oldu. 

Yazının bu bölümünde Prag'da ekonomik fiyatla hediyelik eşya alınabilecek ekonomik bir adres de 
(6) var! 😉 Prag'a gitmeden önce internetten defalarca fotoğraflarına baktığım ve gezi planıma dâhil ettiğim iki güzel kafede mola verdim ve akşam Prag günlerimin finalini tarihi bir mekandaki(7) akşam yemeği ve Çek birası ile yaptım. 



Otelden B metrosu ile Můstek istasyonuna geldim. Yazının burasında Prag metrosu ile ilgili önemli bir bilgi paylaşmak istiyorum. Můstek; A (yeşil hat) ve B (sarı hat) metrolarının kesiştiği, Prag'ın merkezi istasyonlardan biri. Yer altındaki uzun geçiş tünellerini kullanarak bir hattan diğerine geçiliyor. B metrosunun durağı Můstek, A metrosunun durağı ise Můstek-A

Prag metrosunda Můstek'ten başka iki kesişme noktası daha var; otobüs terminalinin bulunduğu Florenc'de B ve C hatları, Muzeum istasyonunda ise A ve C hatları kesişiyor.


Burada Prag'ın en önemli meydanı olan Vaclav (Wenceslas Square/Václavské náměstí) meydanı var. Ulusal Müze  (National Museum/Národní muzeum) bu meydanda bulunuyor. Benim Prag'da olduğum günlerde müzenin yer aldığı tarihi binada geniş kapsamlı bakım yapıldığından (yazıyı hazırlarken 2011 yılında başlayan bakım çalışması devam ediyordu!) giremedim (Prag'a bir daha gitmek için sebeplerimden biri! 😉). UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde bulunan ve Çek Cumhuriyeti'nin tarihinde, başta 1969 yılında Jan Palach'ın komünist rejime karşı protesto olarak kendini yakması ve 1989 yılında komünist rejimin yıkılmasına neden olan Kadife Devrim'in (sametová revoluce) başlaması olmak üzere  pek çok olaya tanıklık etmiş meydan adını Bohemya Dükü I. Vaclav'dan almış. 

Vaclav Meydanı, Aziz Vaclav Heykeli ve arkada Ulusal Müze.

Vaclav Meydanı'ndan yürüyerek Klementinum'a (Zrcadlová kaple Klementina) ulaştım ve gezi planımda bugün için yazdıklarımı yaşamaya başladım. Klementinum (Mariánské nám. 5) her ne kadar "anlatılmaz, yaşanır" türü bir yer olsa da, ben elimden geldiğince size anlatmaya çalışacağım. Bu muhteşem kompleks 16 yy.'da Bir Hristiyan tarikatı olan Cizvitlere ait okul olarak kurulmuş, daha sonra Prag'ın en eski üniversitesine dönüştürülmüş. Barok mimarideki yapıdaki en etkileyici bölüm içinde çoğu en az 100 yıllık olan 20000'den fazla cilt kitap bulunan Barok Kütüphanesi (Baroque library). 

Bence Klementinum insanlığın sahip olduğu dünya üzerindeki en önemli tarihi miraslardan biri.



Alman astronom Johannes Kepler'in burada yaptığı çalışmalar sonucunda gezegenlerin hareketleri keşfedilmiş. Yapı içinde 1781 yılında ulusal kütüphane kurulmuş ve 1782'den sonra Klementinum (Türkçe olarak "ulusal bilgi deposu" şeklinde ifade edebileceğim) "legal deposit library" olmuş.

Yaklaşık 20000 metrekare alanı ile Prag'da kaleden sonraki ikinci büyük kompleks olan Klementinum'da 1722 yılında yapılmış olan Astronomik Kule 68 metre uzunluğunda. Rehberli turun finalinin yapıldığı ve Prag'ın bir kısmını yukarıdan görebileceğiniz kulenin tur sırasında çıkılabilen yüksekliği ise 52 metre.

Klementinum'un kulesinden Prag.



 





Rehberli tur
Aynalı Şapel'den
(Mirror Chapel)
başlıyor. 

Şapel günümüzde 
ibadet için değil, 
konserler 
ve nikah törenleri 
için kullanılıyor.






Daha sonra kuleye doğru ilerlerken, bu tarihi yapıda yapılmış olan astronomik gözlemler rehber tarafından anlatılıyor. Astronomik çalışmalarda kullanılmış araç-gereçlerle ilgili bilgiler de veriliyor. En eski hava durumu kayıtlarının 1775 yılına kadar dayandığı Klementinum'da günümüzde de buna devam ediliyor. 

Turun bence en etkileyici ve anlamlı bölümü muhteşem güzellikteki Barok Kütüphanesi'nin kapılarının rehber tarafından açıldığı an başlıyor. Rehber kütüphane hakkında bilgi verirken ben büyük bir şaşkınlık ve büyülenme ile o güzelliği dakikalarca seyrettim.

Tura başlamadan önce Barok Kütüphanesi'nde fotoğraf çekmenin yasak olduğunu öğrenince 
girişte satılan kartpostallarında almıştım ama yine de yasağı ihlal ederek, 
rehbere çaktırmadan bu kareyi çekmeden yapamadım.


Klementinum kompleksinde yer alan Barok Kütüphanesi defalarca dünyanın en güzel kütüphanesi seçilmiş. Bir örnek şurada! Tam biletin 220 CZK olduğu Klementinum'da Parg Kart'a %25 indirim var. Rehberli turlar yaklaşık 50 dakika sürüyor ve her yarım saatte bir başlıyor.









Klementinum'dan çıktıktan sonra bazı sinagogları ve mezarlığı görmek için eski Yahudi mahallesinin olduğu Josefov'a gittim 
ve kötü bir sürprizle karşılaştım. 

Meğer bugün (13 Ekim 2016) Yahudiler için yılın en kutsal ve dini ağırlığa sahip olan bir günüymüş (Yom Kipur; kefaret günü). Bu nedenle Yahudi bölgesindeki sinagoglar, müze ve mezarlık kapalıydı ve ben sadece ölülerin üst üste gömülmüş olduğu ve binlerce mezar taşının olduğunu Prag'a gitmeden önce okuduğum gezi yazılarından öğrendiğim mezarlığın kapısından fotoğraf çekebildim.



Prag'a bir daha gitmek için bahanelerimden biri; içine giremediğim Yahudi mezarlığı.

Öğlen olmak üzereydi, Charles Köprüsü'ne doğru yürüdüm ve birkaç defa dışarıdan göze hoş görünen binasını gördüğüm, Çek müziğinin kurucusu kabul edilen piyanist, orkestra şefi ve besteci Bedřich Smetena'nın adının verildiği müzeye gittim. Prag Kart ile girişin ücretsiz olduğu müzede kısa bir süre kaldım.

Giriş kapısının olduğu yerdeki söğüt ağacının dalları arasında heykelinin bulunduğu 
Bedřich Smetena Müzesi Prag'da kısa bir müzik molası için iyi bir seçim.

Müzedeki en ilginç yer en sağ fotoğrafta görünen ana salonun uç kısmındaki bölüm. 
Buradaki her sehpada farklı bir Smetana eserinin notaları var. 
Biraz yüksekte kalan kumanda masasındaki elektronik çubuğu hangi sehpaya doğru tutarsanız
oradaki eser tüm salonda yankılanmaya başlıyor.

Müzeden çıktıktan sonra yolun karşısına geçtim ve kapısını açmak için sabırsızlandığım (Prag'a gitmeden önce internette baktığım fotoğraflarda çok cazip görünüyordu) Tri Kafe'de(Anenska 188/3) kahve molası verdim.


Prag sokaklarını adımlarken...
Sokakta kafeye ait herhangi bir tabela yok, sokak boyunca yürürken şirin kapısı mutlaka dikkatinizi çekecektir. Girişteki tezgâhın altında bulunan kara tahtaya kafeye gelenler hangi ülkeden geldiklerini işaretliyorlar. Tahtada Türkiye yoktu, çıkarken tebeşiri aldım ve güzelce "TUR 1" yazdım. Ortam, kahveler ve ev yapımı tartlar güzel. 

Tri Kafe; girişi ayrı, adeta bir tanıdığın evinde misafirmişsiniz havasının olduğu
küçük odaları ayrı güzel. En sağdaki fotoğrafta görünen köşede oturdum ve dışarıda yağan yağmuru seyrederek kahvemi yudumladım.
Tri Kafe'deki tadına doyamadığım moladan sonra yukarıda verdiğim günün krokisindeki 4 no'lu hedefe doğru yürüdüm. Prag denilince akla ilk gelenlerden biri de eski kent meydanı (Old Town Square/Staroměstské náměstí). Meydanın girişinde tarihi Astronomik Saat Kulesi var(Astronomical Clock/Staroměstský orloj)

Kuleye çıkış bilet ücreti 130 CZK idi (şimdi internet sitesinden baktım, Nisan 2017'den itibaren 250 CZK olacakmış!) Prag Kart ile ücret ödemeden bilet alabiliyorsunuz, ben de öyle yaptım. Prag'a dördüncü defa yukarıdan bakmak için asansöre bindim. Asansör de yukarısı da müthiş kalabalıktı. Kendime uygun bir yer bulup saat başında yapılacak olan töreni aşağıdan izleyenleri yukarıdan seyretmek için beklemeye başladım. Gördüklerim şurada!

Her saat başında kulede gerçekleşen animasyonu izleyenler.

Astronomik Saat'in günümüzde bu denli ünlü olmasının en önemli nedeni, günümüzde hâlâ çalışabilir durumda olan dünyanın en eski saati olması. Yapım yılı olarak (tarihi belgelerdeki kayıtlara göre) 1410 kabul edilen saat, orta çağdaki gök bilimine dair ipuçları veriyor. Günümüze kadar çok sayıda onarımdan geçmesine rağmen hâlâ teknik yaşamına devam eden Astronomik Saat Kulesi'nde 12 saat dilimini ve 12 burcun sembolleri bulunmaktadır.
Saatin üstünde (soldan üçüncü fotoğraf) Latince ORTVS (gün doğumu), OCCASVS (gün batımı), CPEPVSCVLMN (Alacakaranlık) ve AVRORA (Şafak) yazıyor. Saatin üzerinde bulunan üç halka Avrupa, Çek ve Babil’i temsil ediyormuş.
Astronomik Saat Kulesi'nin altında günün her saatinde kalabalık toplanıyor. Akşamları toplanan insan sayısı artıyor. Kulede her saat başı olanın kısa özetini veriyorum!

Her saat başı kulede animasyon var!

Saat’in sağ ve sol kısmında dört tane heykel bulunuyor. İskelet şeklinde olan heykelin bir elindeki çanı çalıp diğer elindeki kum saatini çevirmesiyle animasyon başlıyor. Bu, her canlının bir gün ölümü tadacağını ve geçen zamanla birlikte kaçınılmaz sonun yaklaştığını simgeliyormuş. Yahudi, elindeki para kesesini gösterip, gelecek ölümü kabullenmediğini, başını sağa sola sallayarak ifade ediyormuş. Diğer bir heykel ise elindeki aynaya bakarak başını sağa sola sallıyor ve bu şekilde kibri ifade ederek gelen ölümü kabullenmediğini belirtiyormuş. Elindeki mandolin ile keyif ve eğlenceyi temsil eden dördüncü heykel aynı zamanda başını sağa sola sallayarak ölümü kabul etmediğini ifade ediyormuş.

Bu dört heykelin mesajlarını verdiği animasyon boyunca, saatin üstünde açılan pencereden 12 havari geçiş yapıyor. Animasyon, saatin en üstündeki horozun ötüp yuvasına girmesiyle sona eriyor ve kulenin altında toplananlar ıslık ve alkışla gösteriyi tamamlıyor.

Bu anlattıklarımın kısa videosu 
şurada!

Kuleden meydanı izlemek müthiş kalabalığın verdiği zorluğa rağmen keyifli. 

Wenceslas Meydanı ile Charles Köprüsü arasında kalan Prag'ın tarihi meydanı günün 
her saatinde keyifli insan manzaralarına sahne oluyor. 

Meydanı birbirinden güzel tarihi binalar çevrelemiş durumda. Bunlardan en önemlileri kentin bu yakasındaki Aziz Nikolas Kilisesi (St.Nicholas Church/chrám svatého Mikuláše) ve içinde Ulusal Galeri'nin bulunduğu Kinský Sarayı (National Gallery in Prague – Kinský Palace/Národní galerie v Praze – palác Kinských). Kiliseye giriş ücretsiz, şöyle bir bakabilirsiniz. Galeriye giriş biletli, Prag Kart ile ücretsiz. Prag'a gideceğiniz tarihte şansınıza çok değerli bir sergiye rast gelebilirsiniz.


Eski Şehir Meydanı'ndaki Aziz Nikolas Kilisesi'ne giriş ücretsiz!


Eski kent meydanı birbirinden güzel binalara ev sahipliği yapıyor.

Eski kent meydanından fotoğraflar; soldan ikinci fotoğrafta Aziz Nikolas Kilisesi, 
ortadaki fotoğrafta ise Tyn Kilisesi görünüyor.

Eski kent meydanında insanlık tarihinin utançlarından bir de var; Jan Hus Anıtı (The Jan Hus Memorial). Protestanlığın öncülerinden ve kilise reformcusu olan Jan Hus kilisenin köklü değişiklikler geçirmesini savunduğu için 1425 yılında bu meydanda yakılmış. Anıt Hus'un ölümünün 500. yılında 1915'te açılmış. Anıttaki genç anne figürü Protestanları ve ulusal uyanışı simgelemektedir,  Hus ise inançlarından vazgeçmektense ölmeyi tercih etmeyi temsil ediyor. 

Jan Hus anıtının kaidesinde gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağını ifade eden
Çekçe "milujte se pravdy každému přejte" cümlesi yer alıyor.

Eski Şehir Meydanı'nı geride bırakarak 
Celetná sokağı boyunca yürüdüm. 
Bu sokakta çok sayıda, uygun fiyata hediyelik eşya satan dükkân var. 
Prag'da tercih etmediklerimden; Bal Mumu Müzesi (Wax Museum), İşkence Tarihi Müzesi (Museum of Torture) ve  Grevin Müzesi (Grévin Praha). Sırası ile Celetná sokağı 6, 12 ve 15'te. 

Benim girmeyi tercih etmediğim iki müze de bu sokakta yer alıyor; 
Bal Mumu Müzesi (Wax Museum Prague)
İşkenceTarihi Müzesi (Museum of Torture) 
ve  Grevin Bal Mumu Müzesi (Grévin Praha). 



Keyifli Prag sokakları...
Barut Kulesi (Powder Gate, Prašná brána)
Sırada günün ikinci kahve molası vardı. Gezi planıma dâhil ettiğim, yazının başlangıç kısmında bahsettiğim eski belediye binasında bulunan ve bina ile aynı adı taşıyan kafeye (Kavárna Obecní důmdoğru yürümeye devam ederken, 

eskiden barut deposu olarak kullanılmış ve eski Prag şehrinin 
giriş kapılarından biri olan Barut Kulesi'ne 
(Barut Kapısı olarak da biliniyor) (The Powder/Powder Gate, Prašná brána) şöyle bir baktım ama içine girmedim. 

Eski şehir bölgesine açılan 13 şehir kapısından biri olan kule 

1475 yılında Kral Vladislav tarafından yaptırılmış. 
Günümüzde eski ve yeni şehir (Old Town/New Town) 
bölgelerinin tam ortasında (Náměstí Republiky 5) bulunan kule 
gotik mimarinin güzel örneklerinden biri.

Ortamı, içerideki insanların çeşitliliği, piyanodan gelen müziği ve mimarisi ile Obecní dům
benim için çok keyifli bir durak oldu.
Obecní dům'da ünlü Çek tatlısı medovniki denedim. Şu an yazarken dahi her parçasında
aldığım müthiş lezzeti tekrar yaşıyorum. Bir dilim medovnike 100, kahveye de 60
olmak üzere toplam 160 CZK ödedim.
Prag'daki dördüncü günümün akşamında Vltava nehrinde bot turuna katıldım. Bot turu için birkaç firma var, ben Prag Kart'a %25 indirim uygulayan Prague Boats'u tercih ettim. Yemekli, yemeksiz, uzun ya da kısa süreli olmak üzere farklı tur seçenekleri var. Benim katıldığım tur bir saat sürdü ve Prag merkezinin hemen her yerini Vltava üzerinden gördüm. Budapeşte'de Mart 2016'da yaşadığım Tuna üzerindeki tekne turu o kadar muhteşemdi ki Prag'da yaptığım tur beni fazla mutlu etmedi ama yine de şehri nehirden görmek için öneriyorum.  

Prague Boats'ın Vltava nehrindeki bot turunun başlangıç ve bitiş noktası Čechův köprüsünün Staré Město ayağındaki (Dvořákovo nábřeží'deki) iskele.

Bot turu sırasında çektiğim fotoğraflardan.

Ve sıra geldi Prag'daki son akşam yemeğime. Bu akşam yemek için gezi planımda Na Perštýně 345/7'de bulunan tarihi Çek restoranı ve bira fabrikası U Medvídků vardı. U Medvídků'ya doğru yürürken sizinle Prag sokaklarından birkaç fotoğraf paylaşmak istiyorum.

Orta Avrupa şehirlerinde (özellikle Budapeşte ve Prag'da) ünlü olan bir tatlı; Trdelník.
Gezerken açlık hissederseniz atıştırmalık olarak ideal. 

Prag sokaklarındaki bina kimliklerinden biri...

Yaratıcı ve estetik iş yeri tabelaları.

Farklı model ve renklerdeki tramvaylar Prag'a ayrı bir güzellik katıyor.

Prag sokaklarından birkaç kare daha.
Soldan üçüncü sıradaki fotoğrafta Çek heykeltraş David Černý tarafından (Tri Kafe'nin hemen önündeki) Anenské meydanında yapılmış ilginç embriyo heykeli görünüyor. 

Prag'da en çok dikkatimi çekenlerden biri de çok sayıdaki Tai masajı yapan yerler oldu. 


Yemeğe geçmeden önce size Prag'la ilgili iki önemli ipucu vermek istiyorum!

Birincisi market önerisi. Prag'ın pek çok yerinde bulunan Albert market gerek satılan ürün çeşitliliği gerekse uygun fiyatları ile turistler için faydalı bir işletme. Karın doyurmak için hazır yiyeceklerin de satıldığı marketten yerel içkileri (Becherovka ve Božkov) uygun fiyata almak mümkün.

Becherovka Çek Cumhuriyeti'nin Calovy Vary kasabasında bir likör şirketi tarafından üretilen, başta tarçın ve anason olmak üzere çok sayıda bitki özü içeren, alkol oranı %38 olan bir içki. Yaklaşık 210 yıldır ticari olarak üretilen Becherovka'yı içtiğinizde öksürük şurubu içmiş gibi hissedebilirsiniz, bence tadı aynen öyle. Božkov ise benim tadını pek sevmediğim bir Çek romu.

Market (ve yerel içki) bilgisinden sonra sırada hediyelik alışverişi için ekonomik adrese. Burası Prag'da bir yarı açık pazar yeri. Havel pazarı (Havelský trh) adını bulunduğu Havelská sokağından almış. Çok sayıda hediyelik eşya satan standın olduğu yerden uygun fiyata Prag'la ilgili obje alabilirsiniz. Ben magnet ve anahtarlık alışverişimi buradan yaptım. Prag marketleri ile diğer bilgileri şurada bulabilirsiniz.

Prag'la ilgili bu faydalı bilgileri bir arada her yerde bulamazsınız! 😥

Sokaklar, alışveriş, ipucu derken Prag günlerimin sonuna geldim. Prag'daki son akşamımda yemek için bir başka tarihi ve kimliği olan yer seçtim; Medvídků. Müthiş keyifli, her metrekaresinde hareket olan bir restoran olan Medvídků'ya girince hemen merdivenlerden üst kattaki üretim alanına çıktım ve mayalanmakta olan bira fıçılarına baktım. Sonra da hemen her yerin dolu olduğu restoranda iki güzel Çek hanımın koyu bir sohbet ettiği masanın kenarına (kendilerinden izin isteyerek) iliştim. 

Na Perštýně 345/7'de tarihi ve keyifli bir Çek restoranı ve bira fabrikası; U Medvídků.

Restoran bölümlerden oluşuyor, tek bir salon değil ve çoğu yerinde sigara içmek serbest. Sigara kokusundan pek hoşlanmayan biri olarak benim için tek olumsuz yanı bu olan Medvídků'da nefis bir tavuk ızgara yedim ve iki farklı bira içtim. Biraların ikisi de kendi üretimleri ve ticari markalarıydı; Oldgott Barique Ležak (alkol oranı 13°) ve Budvar (siyah, alkol oranı 12°). Yemek olarak tercihimi sebze soslu tavuk ızgaradan (Kuře Supreme) ve haşlanmış patatesten (vařený brambor) yana kullandım; nefisti! 

Restoranın üst katında mayalanmakta olan biraları görebilirsiniz.

Hesap dökümü veriyorum; 0.5 L Budvar'a 42, 0.3 L Oldgott'a 50, tavuk için 190 ve patatese 30 olmak üzere toplam 312 CZK hesap ödedim. Kesinlikle tavsiye ediyorum!

Yemek konusunda bir öneride daha bulunmak istiyorum. Prag'dan dönerken havalimanında (Dış Hatlar, Terminal 1'de) tarihi Çek bira markalarından birine (Pilsner Urquell Original Restaurant) ait restoranda uçağınızın kalkış saatini beklerken Prag birasına ve lezzetlerine son bir dokunuş yapabilirsiniz. 

Türkiye'ye dönerken Prag Vaclav Havel havalimanında Prag tatları ile keyifle vedalaştım.


Yurt dışı uçuşlarımda ilk defa kullandığım Pegasus ile geldiğim gibi sorunsuz şekilde
önce Sabiha Gökçen'e, ardından da Ankara'ya ulaştım. 
Prag gezisi 2016'da kendime yaptığım iyiliklerden biri olarak kişisel tarihimde yerini aldı. Yazımın farklı bölümlerinde bahsettiğim gibi Prag'da, gerek isteyerek görmediğim gerekse elimde olmayan sebeplerden dolayı göremediğim yerler oldu. Eh bunlar da birkaç yıl sonra tekrar bu güzel dünya kentine gitmek için bahanem olsun!

Saygı ve sevgi ile...

Sümer Özvatan
Şubat 2017